DÜNYADA HIV / AIDS İSTATİSTİKLERİ
* 1998 sonu itibariyle, dünyada hesaplanan HIV infekte insan sayısı 33,4 milyondur. Bunun 32,2 milyonu yetişkinler, 1,2 milyonu 15 yaş altı çocuklardır. * 15-49 yaş arasındaki her 100 kişiden birisi HIV ile enfektedir.
* 32,2 milyon HIV infekte nüfusun yaklaşık % 43`ü kadınlardan oluşmakta olup, bu oran giderek artış göstermektedir.
* 1998 yılı boyunca, dünyada yaklaşık 5,8 milyon yeni HIV infeksiyonu ortaya çıkmıştır. Bu, günde 16000 yeni olgu demektir. Bu olguların % 95`i, gelişmekte olan ülkelerde ortaya çıkmıştır.
* 1998 yılı sonuna kadar, 13,9 milyon (10,7 milyon erişkin ve 3,2 milyon çocuk) insan AIDS nedeniyle ölmüştür.
* 1997 yılında, 2,3 milyon kişi AIDS nedeniyle ölmüştür.
* HIV infeksiyonu bulaşmasının % 75`ten fazlası heteroseksüel ilişki nedeniyledir.
* Çocuklardaki HIV infeksiyonu olgularının % 90`dan fazlası anneden geçiş yoluyladır.
ABD`YE AİT BAZI BULGULAR
* 1997 sonuna kadar CDC`ye bildirilen olgu sayısı 641.086`dır.
* 1996`da 68.808, 1997`de 60.634 olgu bildirilmiş olup, % 12 azalma gözlenmiştir.
* 1997`ye kadar bildirilen olguların % 45`i siyahlar, % 33`ü beyazlar, % 21 İspanyol kökenlilerden oluşmaktadır.
1997 yılı içinde her 100.000 nüfus içinde ortaya çıkan olguların ise 84`ü siyahlar, 38`i İspanyol kökenliler, 10.4`ü beyazlar , 10.4`ü yerliler, 4.5`i de Asya kökenlilerden oluşmaktadır. Olgular beyazlar içinde belirgin biçimde azalırken, siyahlar içinde hızla artmaktadır. Heteroseksüel bulaşma 1991`den 1996`ya, % 8.5`ten % 17.5`e artış göstermiştir. AIDS, ABD`de şu anda 25-44 yaş arası insanlar arasındaki beşinci sırada ölüm nedenidir. 1997`ye kadar, 390.692 hasta AIDS nedeniyle ölmüştür. 1996 yılındaki ölüm sayısı 31.130, 1997`deki ölüm sayısı ise 16.685`tir. (% 47 daha az)
HIV / AIDS ile yaşayan kişi sayısı : Kasım 1997 (UNAIDS)
Sahra-Altı Afrika............................20,800,000 Güney ve Güney Doğu Asya...............6,000,000 Latin Amerika..................................1,300,000 Kuzey Amerika...................................860,000 Batı Avrupa.......................................530,000 Doğu Asya ve Pasifik...........................440,000 Karayipler..........................................310,000 Kuzey Afrika ve Orta Doğu....................210,000 Doğu Avrupa ve Orta Asya...................150,000 Avusturalya ve Yeni Zelanda..................12,000 Toplam.......................................30,600,000
20. yüzyılın ikinci yarısında tıpta infeksiyon hastalıkları alanında en önemli başarı, çiçek hastalığının tüm dünyada eradikasyonudur. En ürkütücü gelişme ise, HIV infeksiyonunun saptanması ve buna bağlı yayılmadır. AIDS, yanlızca bir hastalık değildir. Aynı zamanda ekonomik ve sosyal boyutlarıyla büyük bir toplumsal sorundur. Giderek, ülkelerin ekonomilerini tehdit eden boyutlara ulaşmaktadır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerin bir kısmında bu etki daha da belirgindir. Bu nedenle, gelişmiş ülkeler ve gelişmekte olan ülkelerin bazılarında HIV infeksiyonu yayılımını azaltmak için çaba gösterilmektedir. Sanayileşmiş ülkelerin çoğunluğunda bu yönden gelişme sağlandığı gözlenmektedir. Gelişmekte olan bazı ülkelerde de sınırlı başarılar sağlanmıştır. Örneğin Tayland`da genç erkekler arasında HIV insidansı azalmıştır. ABD, Avusturalya, Kanada ve Batı Avrupa`da homoseksüel erkekler arasında HIV insidansında azalmalar sağlandığı bildirilmektedir. Alınan önlemlerle, İV ilaç bağımlılarında genelde HIV prevalansı düşük seyretmektedir. Bütün bu sağlanan başarıların nedeni, etkili eğitim ve korunma programlarıdır.
TÜRKİYE`DE HIV / AIDS
Sağlık Bakanlığı`nın verilerine göre, 1998 yılı Aralık ayı sonuna kadar bildirimi yapılan olgu sayısı 864`tür. Bunun 576`sı HIV pozitif, 288`i de AIDS olup, AIDS hastalarının 81`i ölmüştür.
Olguların yıllara dağılımı :
1985-86 : Yılda 3-5 olgu 1987-91 : " 30-40 " 1992-93 : " 70 " 1994 : " 81 " 1995 : " 91 " 1996 : " 118 " 1997 : " 145 " 1998 : " 111 "
İllere göre dağılım (Sürekli yaşadıkları iller) :
İstanbul : 301 olgu İzmir : 76 " Ankara : 52 " Antalya : 23 " Bursa : 19 " Adana : 13 " İçel : 11 " Trabzon : 7 " Samsun : 7 " Eskişehir : 5 " Geri kalanı diğer illerdir (Toplam 53 il).
* Olguların 725`i TC vatandaşı, 139`u yabancı uyrukludur.
* 24 olgu 20-49 yaş arasındadır.
* Olguların 204`ü kadın, 620`si erkektir.
Bulaşma Yolu :
Türkiye`deki HIV / AIDS`li 864 kişinin bulaşma yollarına göre dağılımı :
Heteroseksüel : 396 (%45.8) Homoseksüel ve biseksüel : 79 (% 9.1) İV ilaç kullanan : 84 (% 9.7) Transfüzyon alan : 36 (%4.2) Hemofili hastası : 14 (%1.6) Anneden çocuğa geçiş : 7 (%0.8) Geçiş yolu bilinmeyen : 242 (%28.0)
Yukarıdaki Sağlık Bakanlığı verilerinde, geçiş yolu bilinmeyenler % 28 olarak bildirilmiş durumdadır ve bu oldukça yüksek bir orandır. Bizim Haydarpaşa Numune Hastanesi (78 olgu) ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi`nde (43 olgu) yaptığımız araştırmalarda bu oran sırasıyla % 14.1 ve % 13 olarak bulunmuştur. Bunun büyük oranda, doğru anamnez vermemekten kaynaklandığı bilinmektedir.
Ülkemizde gerçek HIV / AIDS olgu sayısının, Sağlık Bakanlığı`na bildirimi yapılan 864 olgunun çok üzerinde olduğu hemen hemen tüm uzmanlar tarafından kabul edilmekte ve gerçek sayının, bildirimi yapılanın 50-100 katı daha fazla olduğu (40.000-90.000 arası) tahmin edilmektedir.
HIV POZİTİF OLGULAR NEDEN YETERİNCE SAPTANAMIYOR?
Bu durum, ülkemiz sağlık örgütlenmesi ve aynı zamanda toplumsal geleceğimiz yönünden oldukça önemli bir sorundur. Nedenlerini şöyle sıralayabiliriz :
1- Ülkemizde etkin olabilecek tarama yöntemleri yeterince kullanılmıyor. Bugün için, rutinde yanlızca kan dönorleri anti-HIV yönünden kontrol edilmektedir. Bunun dışında genelev kadınları belirli oranda kontrol edilmektedir. HIV infeksiyonu yayılımının en önemli kaynağı olduğunu düşündüğümüz ticari seks alanında çalışan kadınların ise ancak suç üstü yakalanan çok sınırlı bir kısmı kontrolden geçirilmektedir. Bunun dışında, toplumumuzda belirli kesimleri ve hedef grupları düzenli tarayan bir mekanizma bulunmamaktadır.
2- Toplumumuzda bu konuda henüz bir anlayış ve hoşgörü ortamının oluşmamış olması ve şiddetli ayırımcılık egemen olması nedeniyle, belirlenmiş olgular da sağlık kuruluşlarına başvurmamaktadırlar.
3- Bir sosyal güvenlik sistemi olmadığı için ve HIV pozitif olduğunu açıklamak maddi olarakta bir kazanım sağlamadığı için, HIV pozitif olgular ortaya çıkmamaktadır.
4- Toplumumuzda normal sağlık kontrolü alışkanlığı olmadığı ve zaten bu tür programlarda da anti-HIV aranması rutin olmadığı için, bu olgular saptanamamaktadır. Bu durumda, bazı olguların başka nedenlerle hastanelere yatırılarak çeşitli tedaviler görmüş olmaları, HIV pozitif olarak yatıp, yine pozitif olarak taburcu olmaları güçlü olasılıktır.
MEVCUT HIV / AIDS OLGULARI NASIL SAPTANMIŞTIR?
Bu konuda, maalesef doyurucu veriler elde etmek zordur. Anlamlı sonuçlar elde edebildiğimiz iki kurumun verileri bize fikir verebilecek özelliktedir. Bunlardan Haydarpaşa Numune Hastanesi`nde, HIV pozitif saptanan olguların % 85.7`si hastaneye çeşitli yakınmalarla (fırsatçı infeksiyonlar vb.) başvurmuştur. Olguların % 11.4`ünde ise eşi HIV pozitif olduğu için tanı konulmuştur. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi`nde de yine olguların % 58.2`si çeşitli yakınmalarla başvurmuş, incelemeler sonucunda HIV pozitif bulunmuştur. % 13.9 olgu ise, eşi HIV pozitif olduğu için tanınmıştır. % 16.3 olgu, rutin taramalar sırasında (kan kontrolü vb.) saptanmıştır. %11.6 olgu ise başka yerde tanı konulmuş, tedavi olmak için başvurmuştur.
Görüldüğü gibi, HIV pozitif olguların büyük çoğunluğu, çeşitli yakınmalarla hastaneye başvurmaları nedeniyle ve araştırmalar sonucunda tanı konulmuş olgulardır. Genellikle de bu yakınmalar fırsatçı infeksiyonlar olmaktadır ve kişi AIDS tablosundadır. Hastaların bu tabloya gelmeden önceki asemptomatik 2-10 yılı, bu dönemdeki ilişkileri düşünülür ise, olayın toplumumuz içindeki ürkütücü boyutları daha iyi anlaşılabilir kanısındayız. Yukarıdaki değerlendirme, yanlızca bildirimi yapılmış olan 864 HIV / AIDS olgusu içindir.
İNCELEMELERDEN ÇIKAN BAZI SONUÇLAR
Bildirimi yapılmış olan 864 HIV / AIDS olgusu yanında, bazı hastanelerde tanı konularak daha iyi araştırılan HIV / AIDS olgularının bu incelemelerinden birtakım sonuçlara ulaşmak olası görünmektedir. Aynı zamanda, önümüzdeki dönemde önlemlerle ilgili stratejiler geliştirmek yönünde de bunun zorunlu olduğu görüşündeyiz.
1- HIV / AIDS bulaşmasında birinci yol, seksüel ilişkidir. İlk yıllarda daha fazla oranda saptanan İ.V. ilaç kullanımı, kan tranfüzyonu gibi yollarla bulaş, alınan önlemlerle azalmış durumdadır. Ayrıca, cinsel ilişki içinde homoseksüel ilişki yoluyla bulaş da oran olarak azalmış durumdadır. Gelişmekte olan diğer ülkelerde olduğu gibi, heteroseksüel ilişki yoluyla bulaş, birincil geçiş yolu durumundadır. Son dönemdeki bildirimlerde cinsel ilişki yoluyla bulaş % 85-95`lere, heteroseksüel ilişki yoluyla bulaş da % 70`lere ulaşmaktadır.
2- Olguların büyük bir kısmı İstanbul`dan ya da İstanbul ilişkilidir. Bursa, Kocaeli, Sakarya, Bolu, Edirne ve diğer Marmara bölgesi illerine ait bildirimlerin İstanbul bağlantılı olduğunu düşünüyoruz. Hatta Anadolu`dan bildirilen olguların bir kısmının da İstanbul kaynaklı olduğunu düşünüyoruz. Bunlar da hesaba katıldığında, İstanbul kaynaklı olguların ülkedeki toplam HIV / AIDS hastalarının büyük çoğunluğunu oluşturduğu sonucuna varmak zor değildir. İstanbul`daki olguların kaynağı da, büyük ölçüde, denetim dışı çalışan ticari seks odaklarıdır. Diğer önemli bölge ise, İzmir ve Antalya başta olmak üzere, turizm yöreleridir. Bu bölgelerde de yoğun turizm hareketleri, yabancılarla yoğun ilişkiler, riskli cinsel ilişki oranının yüksek olması gibi faktörler, HIV pozitif olgu sayısını arttıran etmenlerdir. Trabzon, Samsun gibi Karadeniz sahil yöresindeki olgularda artış, son dönemde basında da sık sık yer aldığı gibi, bu bölgede yabancı uyruklu paralı seks yapan kadın sayısındaki artıştan kaynaklanmaktadır.
3- HIV pozitif olguların ekonomik-sosyal statüsü bölgelere göre değişiklik gösterebilir. Ancak İstanbul için bunu söylemek gerekirse, yaklaşık % 75 - 80`inin sosyal güvenceye sahip olmadığını ya da yeterli ekonomik güce sahip olmadığını söylemek mümkündür. Bu durum da, tanı ve tedavi sorunları yaratmaktadır.
4- Olguların büyük çoğunluğu, aynı zamanda alt kültür kesiminde olup, yeterince eğitimli değildir. Bu durum da eğitim, ilişkilerde düzenlilik, tanı ve tedavi ile ilgili işbirliği gibi durumlar yönünden sorun yaratmaktadır. Aynı zamanda bu gözlem, HIV / AIDS ile mücadelenin ülkemiz yönünden ne derecede zor bir olay olduğunu da ortaya koymaktadır.
5- Yukarıda da belirtildiği gibi, hastaların tanısı büyük ölçüde yakınmaları nedeniyle hastaneye başvurmaları sonucu konulmuştur. Bu oran Haydarpaşa Numune Hastanesi`nde %85.7 (+11.4 eşi), İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi`nde % 58.2 (+ 13.9 eşi) biçimindedir (5). Hastalar, genellikle fırsatçı infeksiyonlar ortaya çıktıktan sonra ve çoğunlukla da AIDS tablosunda hastaneye başvurmaktadırlar. İlk dönemdeki akut bulgular, muhtemelen grip olarak geçiştirilmekte, ya doktora başvurulmamakta, ya da başvurulsa bile HIV infeksiyonu yönünden araştırma yapılmamaktadır. Daha sonra toplumumuzda rutin sağlık kontrolü alışkanlığı olmadığı için, hasta tanınmamaktadır. Ya da check-up programlarında genellikle anti-HIV bulunmadığı için, HIV pozitif olgu yine gözden kaçmaktadır. Ateşli hastalarda bile, insanların anti-HIV araştırılmasını kolay kolay kabullenmediğini gözlemliyoruz. Olguların genellikle geç dönemde ve tesadüfi şekilde tanınması, toplumumuz için büyük sorundur. Bu sonuçlar, toplum içinde pek çok HIV pozitif olgunun genelde asemptomatik dönemde yıllar boyu bulunduğunu düşündürmektedir. Kendisi de farkında olmadığı için, korunmasız ilişkiler ve eğitim eksikliği nedeniyle bulaştırıcılık sürmektedir.
ÜLKEMİZDE HIV İNFEKSİYONU`NU ÖNLEME STRATEJİLERİ NELER OLMALIDIR?
1) AIDS TÜRKİYE İÇİN ÖNEMLİDİR.
Öncelikle, ülkemizde şu veya bu mevkide sorumluluk taşıyan herkesin buna inanması gerekir. Çünkü : a) Ülkemiz, hızlı kentleşme sürecinde, kırsal kesimden kentlere sürekli göç yaşayan, sürekli iç nüfus hareketleri olan bir ülkedir. b) Bunun dışında, Balkanlar, Orta Asya, çevre ülkeler ve tüm dünyadan sürekli nüfus hareketleri olan bir ülkedir. c) Yılda 10 milyon civarında turisti ağırlayan önemli bir turizm ülkesidir. d) AIDS ile mücadelede başarılı durumda olmayan ve HIV infeksiyonu yayılmasını kontrol edemeyen ülkelerden çok sayıda kadın, ülkemizde yaygın olarak paralı seks yapmaktadır. e) Ülkemiz, cinsel yönden aktif, genç nüfusun olduğu bir ülkedir. f) Toplumumuzun eğitim düzeyi yüksek değildir. g) Ülkemizde toplumsal örgütlenmeler güçlü değildir.
Yukarıda belirtilen tüm faktörler, ülkemizi HIV / AIDS yayılımı yönünden ideal ve bulunmaz bir ortam durumuna sokmaktadır. Ayrıca biz, böyle bir ortamda bilinenden daha derin bir yayılmanın bulunmadığına inanmıyoruz. Maalesef, olumsuz sonuçlar daha büyük boyutta ortaya çıktığında, iş işten geçmiş olacaktır. Zaten şu anda bile olguları yeterince ortaya çıkartabilecek mekanizma olmamasına rağmen, artış her 2-3 yılda bir ikiye katlayarak sürmektedir. Belirli bir noktadan sonra kontrol edilemez hale gelecek, hem toplumsal yapı ve düzeni, hem de ekonomiyi tehdit eder boyuta ulaşacaktır.
2) HIV İNFEKSİYONU İLE MÜCADELE İÇİN, MUTLAKA GERÇEKÇİ VE AYRI BİR BÜTÇE OLUŞTURULMALIDIR.
Ekonomik destek, asgari koşullardan birisidir.
3) HIV ENFEKSİYONUNA KARŞI MÜCADELEDE MEVCUT ÖRGÜTLENME YETERSİZDİR. MUTLAKA AYRI VE ÖZEL BİR ÖREGÜTLENME GEREKLİDİR.
Bugün HIV infeksiyonu ile mücadele Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü bünyesinde yürütülmektedir. AIDS ile mücadeleyi, ayrı kadrosu ve bütçesi olan, yine Sağlık Bakanlığı`na bağlı özel bir örgütlenme haline getirmekte yarar görüyoruz. Türkiye Cumhuriyeti, ilk yıllarında benzer örgütlenmeyi başarıyla yapmıştır. Ülke içinde tehlike olarak görülen verem, sıtma, trahom gibi hastalıklara karşı özel örgütlenmeler oluşturulmuş, büyük ölçüde de başarılı olunarak bu hastalıkları sınırlamıştır. O günkü tüm olumsuz koşullara rağmen, bu hastalıklara karşı mücadelenin kadro, tanı ve tedavi finansmanını da sağlamıştır. Geçmişimizde böylesine örnekler varken, bugün içinde bulunduğumuz gecikme ve sorunlar gerçekten şaşırtıcıdır. Böylesine bir örgütlenme, Türkiye Aile Planlaması Derneği, AIDS Savaşım Derneği, AIDS İle Mücadele Derneği gibi gönüllü kuruluşların da koordinasyonunu sağlamak durumundadır.
4) EĞİTİM VE TANITIM ÇALIŞMALARI
Eğitim ve tanıtım çalışmaları hem topluma yönelik, hem de risk gruplarına yönelik olarak sürdürülmelidir. Topluma yönelik çalışmalarla ilgili olarak, Ulusal AIDS Komisyonu tarafından birtakım öneriler getirilmiştir. Bu önerilerin uygulanması için çaba gösterilmelidir. AIDS, ortaokul ve liselere yeterli miktarda ders olarak da konulmalıdır. Ayrıca, özellikle genç nüfusun bulunduğu ve çalıştığı işyerlerinde kurslar düzenlenmelidir. Hatta, işyerlerinde AIDS ile ilgili kurslar düzenlenmesi zorunlu hale getirilmelidir. Bu kurslar için İnfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji, Halk Sağlığı Uzmanları, eğitilmiş pratisyen hekimler gibi kadrolardan yararlanılmalıdır.
Risk Gruplarına Yönelik Olarak :
Önlemlerin ve sorunun can damarı burada yatmaktadır. Ülkemizde HIV infeksiyonu yayılımının temel odakları, denetimsiz ticari seksin sürdürüldüğü belirli bölge ve merkezlerdir.
* Büyük şehirlerde, bu bölgelerde yer alan ve bilinen bu türden otel, bar, eğlence yeri gibi işyerlerinin sahip ve yöneticileri eğitilerek, HIV infeksiyonu yayılımına karşı işbirliğine ve yardımlaşmaya çekilmelidir.
* Otel ve diğer işletme personelinin AIDS ile ilgili bilgilenme ve kurs alması zorunluluk haline getirilmelidir.
* Tüm turizm merkezlerinde ve turistik otellerde personel ile ilgili bu zorunluluk uygulanmalıdır.
* Otellerde, görünür yerlerde ve odalarda mutlaka AIDS ile ilgili uyarıcı ve korunmaya yönelik broşürler bulundurulması (sürekli olarak) zorunlu olmalıdır.
* Tüm otellerde ve odalarda ücretsiz kondom bulundurulması zorunlu olmalıdır.
* Paralı seks yapan kadınlar da bilgilendirilerek, bu mücadele içine çekilmelidir. Bu durum oldukça zor olacaktır. Ancak mutlaka yapılması gereken bir durumdur. AIDS ile savaşımda, tüm kesimlerin gönüllü işbirliğini sağlamadan, başarılı olmanın olanağı yoktur. Bu nedenle de, bu kesimleri hor gören ve dışlayıcı yaklaşımlardan uzak durulmalıdır.
5) HIV / AIDS`E KARŞI EKONOMİK ÖRGÜTLENME
HIV infeksiyonuna karşı mücadelenin temel unsurlarından birisidir. Öncelik, koruyucu önlemlere verilmelidir.
a) Tanı: Tarama Çalışmaları Ücretsiz Olmalıdır.
Bugün bir AIDS hastasının yıllık ilaç tedavi maliyeti 20,000-40,000 USD arasındadır. 5 yıl tedavi gören bir hastanın tedavi maliyeti 100,000-200,000 USD olacaktır. Halbuki bir anti-HIV aranması için tarama testi 2 USD`den fazla değildir. Bir AIDS hastasının tedavi maliyeti ile 50,000-100,000 kişinin taranması sağlanabilecektir. Bu nedenle, öncelik koruyucu önlemlere verilmelidir. Bugün bu harcamalar yapılmazsa, yarınlarda altından kalkılamayacak büyük bütçeler karşımıza dikilecektir.
* Anti-HIV bakılması ile ilgili hizmetler ücretsiz olarak ve risk gruplarının yaşadığı bölgeler hedeflenerek sürdürülmelidir.
* Bu bölgelerde kalıcı kan alma istasyonları kurulmalı, ücretsiz olarak hizmet vermelidir.
* Seyyar ambulansların sürekli olarak hizmet sürdürmesi de düşünülebilir.
* Hizmetin 24 saat ve özelliklede gece bu bölgelerde sürdürülmesi başarı yönünden daha etkili ve gerçekçi olacaktır.
* Bu istasyonlarda yanlızca paralı seks sürdüren kişiler değil, gönüllü tüm vatandaşlardan kan alınarak ücretsiz hizmet sürdürülmelidir.
* Önemli bir konu, bu istasyonların gelen insanları ürkütücü, işbirliğinden kaçıran, ayırımcı ve deşifre edan bir araç olarak kullanılmamasıdır. Başvuran tüm insanlara dostça hizmet niteliği ve yaklaşımı egemen olmalıdır.
b) Tedavi Ücretsiz Olmalıdır.
HIV / AIDS olgularının tedavisi mutlaka ücretsiz olarak karşılanmalıdır. Bu durumdaki insanlar çaresiz bırakılmamalıdır. Ülkemiz, toplumu tehdit eden verem, sıtma gibi hastalıkların tedavisini ücretsiz olarak karşılamaktadır. Daha az sayıdaki AIDS`li hastanın tedavisi için de gerekli ödenek ayırılmalıdır. Bu hastaların yaklaşık % 75 civarı (İstanbul bölgesi için) sosyal güvenceden yoksundur.
c) HIV / AIDS`li Olgulara Sosyal Güvence Sağlanmalıdır.
Yaklaşık dörtte üçünün herhangi bir sosyal güvenlik sistemine dahil olmadığını gözlediğimiz HIV / AIDS olguları, tanı konulduktan itibaren sosyal güvenceye kavuşturulmalıdır. Bu talihsiz insanların sosyal güvenceye kavuşturulması, insani ve toplumsal bir görevdir. Bu durumdaki kişilere, ücretsiz tanı ve tedavi yanında, en az asgari ücret düzeyinde olmak üzere, maaş bağlanmalıdır. Hatta uygun yerlerde iş olanakları yaratılarak, eğer kişinin çalışması mümkün görünüyorsa, iş ve üretim sürecine katılmaları sağlanmalıdır. Böylece bu insanların hem psikolojik yıkımlarının önüne geçilebilecek, hem ayrımcılığa karşı mücadele edilerek, toplumun giderek HIV / AIDS`i bir suç değil, bir hastalık olarak kabullenmesinin yolu açılacaktır. Bu yaklaşım, bu durumdaki insanlara insani yardım yanında, gerçekte toplumu da koruma anlamına gelmektedir. Çünkü HIV / AIDS olguları içinde, azımsanamayacak oranda yaşamını paralı seks yoluyla kazanan kişiler bulunmaktadır. Herhangi bir gelir kaynağı bulunmayan bu insanların, aynı şekilde işlerine devam etmesini ve bir HIV infeksiyonu kaynağı olarak bulaştırıcılığı sürdürmesini engelleyecek herhangi bir güç yoktur. Bunun en etkili ve akılcı yolu, bu durumdaki kişilerin asgari yaşam gereksinmelerinin karşılanmasıdır. Böylesi bir uygulama ve yaklaşımın, başka yararları da olacaktır. Bugün için sürekli olarak yakınılan HIV pozitif olguların gerçek sayısının bilinmemesi probleminin de azalacağını düşünüyoruz. Devletin maddi anlamda da HIV pozitif olgulara sahip çıkması, bu durumdaki olguların ortaya çıkışı yönünde en önemli teşvik unsuru olacaktır. Böylelikle, gerçek sayının belirlenmesi ve tedbirlerin daha doğru ve etkin olarak alınarak, HIV infeksiyonu yayılımının önlenmesi yolunda daha somut ve gerçekçi adımlar atabilmenin yolu açılmış olacaktır. Gerçek sayısının saptanması ve HIV pozitif olgularla daha yakın ve dışlayıcı olmayan ilişkiler kurulması, aynı zamanda toplumda yürütülecek eğitim ve tanıtım çalışmalarında da büyük etkinlik ve yararlar sağlayacaktır. Bugün için, HIV / AIDS olgularına sağlanacak böylesine bir maddi desteğin boyutunun da çok fazla olmadığını düşünüyoruz. Bugüne kadar Sağlık Bakanlığı`na bildirimi yapılmış 864 olgudan, ölen 81 kişi, yabancı uyruklu 139 kişi, sosyal güvencesi bulunan yaklaşık 150 kişi çıkarılır ise, maddi yardım yapılması gereken sayı yaklaşık 400-500 kişi arasındadır. Ayda düzenli olarak 100-150 milyon (300-400 USD) TL arasında verilecek bir ücret, toplam olarak yılda 1.500.000 USD, en fazla 2 milyon USD civarında bir harcama gerektirecektir ki, bu da fazla bir miktar değildir. Bugün için toplumu korumaya yönelik böyle bir adımı atamazsak, ileride bunun yüzlerce, belki binlerce mislini harcamak zorunda kalacağız. Bugün bile, dünyada HIV / AIDS olgularının tedavi ihtiyacı için yılda yaklaşık 5 milyar USD civarında para harcanmaktadır. Kanada`da HIV / AIDS'e bağlı ölümlerin, mevcut artış hızı sürdüğü taktirde, etkileriyle birlikte, yıllık üretimi % 10 civarında azaltacağı hesaplanmıştır. Tayland`da 1992-2000 yılları arasında HIV/AIDS`in ekonomik etkisinin 8 milyar dolar civarında olacağı hesaplanmaktadır.
6) YASAL ÖNLEMLER UYGULAMAYA KONMALIDIR
HIV / AIDS yayılımına karşı mücadele, tek başına hiçbir kuruluşun üstesinden gelebileceği bir olay değildir. Devletin tüm kurumları bu mücadele içinde yer almalıdır. Bunun dışında gönüllü kuruluşlar, toplumun tüm sivil örgütlenmeleri, marjinal grupların temsilcileri, turistik işletmeler ve otel yöneticileri, emniyet kademeleri gibi toplumun hemen her kesimi tam bir iş birliği sergilemelidir. HIV / AIDS, kimsenin uzağında değildir. İnfeksiyon oranı arttıkça, olguların çok yakınlara geldiği görülecektir. En azından, topluma getireceği ekonomik ve sosyal yükler ülkeyi ve herkesi giderek daha fazla etkileyecektir. Bu nedenle, buraya kadar belirtilen önlemler dışında, yasal birtakım önlemler de alınmalıdır. AIDS Danışma Kurulu, 1993`te bu yönde birtakım kararlar almıştır.
Bu kararlardan bazıları :
a) Zorunlu HIV Testi Uygulanacaklar
1- Kan,organ ve sperm donörleri 2- Hayatını fuhuşla kazananlar 3- Paralı seks yaptığı saptananlar 4- Ülkemize çalışmak için gelenler ve turist olarak gelip çalışma izni isteyenler 5- Ameliyata alınacak hastaya hekim gerekli görürse 6- Yurt dışında çalışıp askerliğe alınanlar
b) Diğer Önlemler
1- Paralı seks yapan ve uyuşturucu kullanan yabancılar sınır dışı edilebilir. Bunlara yataklık edenlere ciddi caydırıcı cezai yaptırımlar uygulanır. 2- HIV (+) olduğunu bildiği halde bilerek başkasına bulaştıran kişiler yasa önünde ceza görür. Bunlar, alınan kararlardan bazılarıdır. Bu kararlara, genelde biz de katılıyoruz. Ancak tek yanlı cezalandırma yöntemi ile sonuç alınamayacağı düşüncesindeyiz. Bu nedenle, öncelikle HIV (+) olguların sosyal güvence kapsamına alınması, hastalıkla ilgili tanı ve tedavi giderlerinin karşılanması ve bu durumdaki insanların çaresizlikten kurtarılması gerekmektedir. Ancak bu koşullar sağlandıktan sonra, yasal yaptırımların etkili olabileceğini düşünüyoruz. Tüm bu olanaklar sağlanmasına rağmen paralı seks faaliyetini sürdüren HIV pozitif olgulara mutlaka yasal ve cezai yaptırım uygulanmalıdır. Zaten 1953 sayılı Umumi Hıfzısıhha Kanunu 110. Maddesi uyarınca, kendisi bulaşıcı bir hastalığı olduğunu bildiği halde tedbir almadan bir başkasına bulaştırabilecek eylem içinde olanların, TCK`nun 456. ve 459. Maddesi hükümlerine göre 3 aydan 20 aya kadar hapis ve ağır para cezasına çarptırılmaları gerekmektedir. Kişi bu nedenle HIV pozitif hale gelir ise, bu ceza daha da ağırlaşacaktır. Bizce, bu yaptırımlar da aynen uygulanmalıdır. Devlet vermesini de, gereğinde almasını da bilmek durumundadır. Paralı seks faaliyeti içinde bulunan T.C. vatandaşı HIV pozitif olgular yanında, belirtilen cezai yaptırımlar yine aynı amaçla çalışan yabancı uyruklu kişiler içinde uygulanmalıdır. Bu durumdaki kişiler, kesinlikle sınır dışı edilmelidir. Sınır dışı edilen bu durumdaki yabancı uyrukluların, tekrar giriş yaparak aynı şekilde çalıştıkları yer yer basında da yazılmaktadır. Bu şekilde giriş yapanlara gerekli yasal yaptırımlar uygulanmalıdır. Bu konularda uygulamaların kararlılıkla sürdürülmesi, toplumda HIV infeksiyonunun yayılımını seyretmek anlamına gelmektedir ki, bu da toplumun geleceğine yapılan en büyük kötülüktür.
HIV / AIDS YAYILIMI, EKONOMİK VE SOSYAL YAPI İLE İLİŞKİLİDİR
Gözlendiği kadarıyla, HIV infeksiyonu yayılımının, ekonomik ve sosyal yapı olarak ilişkili olduğu ortaya çıkmaktadır. İnfeksiyonun yayılım hızı gelişmiş ülkelerde belirli ölçüde sınırlanabilmiştir. Bunun nedeni, hem bu konuda yürütülen eğitim çalışmalarına yanıt veren örgütlü bir toplumun varlığı, hem de tüm çalışmaları organize edebilecek ekonomik bir gücün ortaya konulmasıdır. Gelişmekte olan ülkelerde ise, ne toplumun eğitim düzeyi yeterlidir, dolayısıyla yürütülen çalışmalar da gerekli yansımayı bulamamaktadır, ne de çalışmaları finanse edebilecek ekonomik güç vardır. Nitekim 1992 yılı verilerine göre, dünyada tedavi ihtiyacı içinde olan (1992 için) 538,000 HIV / AIDS olgusundan, gelişmiş ülkelerde bulunan 120,000`ine 4,529 milyar dolar USD harcanabilmiştir. Önümüzdeki dönemde de bu koşulların fazlaca değişmeyeceği hesaplanmaktadır. İnfeksiyonunun yayılım hızında gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler yanında, ülkeler içindeki farklı ekonomik ve sosyal gelişme düzeyinde bulunan topluluklar arasında bile farklar vardır. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri`nde beyazlar arasında infeksiyonun yayılım hızı giderek düşmekte (1997 için yeni olgular) ve 100,000 nüfus içinde 10.4 iken, bu oran siyahlar arasında 84, İspanyol kökenliler arasında 38 olarak seyretmektedir. Afrika ülkelerinden özellikle Sahra`nın güneyindeki orta Afrika ülkelerinde infeksiyonun yayılma hızı ürkütücü boyuttadır ve bazı bölgelerde neredeyse toplumun büyük çoğunluğunun tükenmesine doğru gitmekte, ekonomik ve sosyal yapı giderek çökmektedir.
HETEROSEKSÜEL GEÇİŞ TÜM DÜNYADA BİRİNCİL GEÇİŞ YOLU DURUMUNDADIR
Özellikle gelişmekte olan ülkelerde bu durum daha da belirgindir. Ortalama olarak HIV infeksiyonunun yayılımında % 75 üzerinde bulaşma, heteroseksüel ilişki yoluyladır. Ülkemizde de artık son yıllardaki bildirimlerde bulaşma yolu olarak % 70-75 oranda heteroseksüel ilişki görünmektedir. Önlemlerin bu durum göz önüne alınarak planlanması gerekmektedir.
HIV İNFEKSİYONU YAYILIMI ÖNLENEBİLİR Mİ?
Bugüne kadar, HIV infeksiyonunun yayılımını önleyebilmiş bir ülke yoktur. Gelişmiş sanayi ülkeleri, milyonlarca dolar harcamalarına ve büyük organizasyonlar gerçekleştirmelerine rağmen, ancak infeksiyonun yayılma hızında sınırlı azalma sağlayabilmişlerdir. Gelişmekte olan ülkelerde de sınırlı başarı örnekleri vardır. Yürütülen eğitim çalışmaları, tanıtım kampanyaları, ücretsiz kondom verilmesi vb. gibi yoğun çalışma uygulanan bölgelerde, örneğin Tayland`da erkekler arasında, Uganda`da kadınlar arasında infeksiyonun yayılım hızında sınırlı azalmalar sağlanabilmiştir. Tüm bunlar bile, umut verici kazanımlardır.
HIV/ AIDS YÖNÜNDEN TÜRKİYE`NİN DÜNYADAKİ YERİ NEDİR?
ALTYAPI VE KOŞULLARI NASILDIR?
HIV infeksiyonu yayılımını, Türkiye`nin diğer gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin çoğunluğuna göre geç tanıdığını söylemek mümkündür. Bunun, Türkiye`nin bir şansı olduğunu söyleyebiliriz. Ancak, son 10-15 yılda Türkiyenin koşulları oldukça değişmiş durumdadır ve HIV / AIDS yönünden geçmişe oranla daha büyük tehdit altındadır. Öncelikle Türkiye, halen hızlı bir iç göç ve kentleşme sürecini yaşamaktadır. Yeni oluşum sürecindeki kentlerde kargaşa, örgütsüzlük, düşük eğitim düzeyi, yasadışı ve kontrolsüz ilişkiler, ekonomik ve sosyal derin farklılıklar egemen durumdadır. Bu kozmopolit yapı, HIV / AIDS için oldukça uygun bir zemindir. Benzer yapının önümüzdeki yıllarda da varlığını sürdüreceğini düşünüyoruz. İç göç, muhtemelen giderek azalsa da , 10 yıl civarında sürecek ve büyük kentler daha da büyüyecektir. Büyük şehirlerin ve diğer kentlerin yeniden oluşumu ve daha stabil, kontrollü, örgütlü ve yasal sınırlar içine girecek yaşamı yaklaşık yirmi yıl gibi bir zaman alacaktır. Bu demektir ki, Türkiye`de büyük kentler ve özellikle de İstanbul, HIV / AIDS yayılımı yönünden oldukça uygun bir bölge olma özelliğini koruyacaktır. Bunun dışında, Türkiye ticari seks yönünden de aktif bir alan durumundadır. Ekonomisi daha bozuk durumda olan ve HIV / AIDS yönünden daha olumsuz koşullara sahip bulunan ülkelerden akın akın gelen kadınların istilası da ülkemiz için önemli bir sorundur. Bu istilanın azalaması, ancak bu ülkelerdeki ekonomik koşuların düzelmesiyle mümkündür ki, kısa sürede bu da olanaklı görünmemektedir. Ayrıca, son 10-15 yıl içinde Türkiye, turizmde büyük bir patlama gerçekleştirmiş ve turist sayısını yaklaşık 10 katına çıkarmıştır. Bu sayının giderek daha da artacağı hesaplanmaktadır ki, biz de bu beklentiyi gerçekçi buluyoruz. Tüm diğer ülkelerde olduğu gibi, turist sayısının artışı, HIV infeksiyonu yayılımını arttırır nitelikte olacaktır. Zaten son yıllarda, turizm yörelerinde olgu sayısında da artış görülmektedir.
TÜRKİYE`DE HIV / AIDS OLGU SAYISI NE OLACAKTIR?
Mevcut koşullarda, son yıllarda ortalama yılda 130 civarında HIV / AIDS olgusunun bildirimi yapılmaktadır. Bildirimi yapılan olgu sayısının yaklaşık iki yılda bir, iki katına yakın artış gösterdiği görülmektedir. Koşullar ve önlemler aynen bu şekilde sürdüğü taktirde, 1998 sonu itibariyle 864 olarak bildirilen sayının, 2010 yılında 7000 civarında olacağını düşünüyoruz. Ancak bu sayı, koşullar ve önlemler yanında, gerçek olgu sayısını saptayarak önleme stratejileri geliştirilememesi durumunda, aynen bugünkü yöntemlerle, resmi bildirimi yapılmak suretiyle ulaşılacak olan sayıdır. Gerçek olgu sayısının bu sayı olmayacağı açıktır. Uzmanlar tarafından, gelişmekte olan ülkelerde gerçek sayının, bildirimi yapılanın 50-100 kat fazlası olduğu bildirilmektedir ki bu durumda gerçek olgu sayısının 350,000-700,000 arasında olabileceği düşünülebilir. Türkiye nüfusunun 2010 yılında 80 milyon olacağı varsayılır ise, 20-50 yaş arasındaki aktif nüfus içinde HIV / AIDS olgu oranının yaklaşık %1 civarında olabileceği ortaya çıkmaktadır ki, bu oran bugün yaklaşık ABD`nin içinde bulunduğu duruma uymaktadır. Aynı zamanda bu durum, 300,000 nüfuslu bir bölgede 150-200, 3.000 nüfuslu küçük bir yerde bile 15-20 HIV / AIDS olgusunun varlığı anlamına gelmektedir. Biz gerçekte mevcut HIV pozitif olgu sayısının kesinlikle 10-20 katından az olmadığı kanısındayız. Bu durumda, bugün gerçekte en az 9.000-18.000 arasında olan sayı, 2010 yılında 70.000-140.000 arasında olacaktır.
Bu sayılar bile, ülkemiz için oldukça önemli ve ürkütücüdür.
ÖNLEMLER ALINIR İSE, DURUM NE OLABİLİR?
Önlemler alınır ise, yani :
1- AIDS`in Türkiye için önemli bir tehdit olduğu kabul edilir ve HIV / AIDS`e karşı mücadele bir devlet politikası olarak benimsenir ise, 2- Buna ait ciddi bir bütçe oluşturulur ise, 3- Özel bir örgütlenme kurulur (merkezi İstanbul olan) ve yetkilerle donatılır ise, 4- Eğitim ve tanıtım çalışmaları okullara, tüm üretim birimlerine, topluluklara, risk gruplarına, bütün oteller ve turizm personeline, ticari seks odaklarına kadar sürekli ve derinliğine yayılabilir ise, 5- Sosyal güvenceye sahip olmayan tüm HIV / AIDS olguları sosyal güvence kapsamına alınır, tanı ve tedavileri devlet tarafından karşılanır ise, 6- Bu yönde yasal bir takım önlemler hazırlanarak gereken kural ve cezai uygulamalar da ödünsüz uygulanır ise,
Bu sayılar mutlaka değişim gösterecektir.
Bu önlemlerin uygulanması durumunda, bir taraftan HIV infeksiyonunun yayılma hızı azalır iken, bir taraftan da gerçek sayılara ulaşma olanağı doğacaktır. ABD gibi bu alana büyük yatırım yapan bir ülkede bile, yıllık artış sayısı toplam olguların % 10`u civarındadır. Tüm önlemleri ABD düzeyinde alsak bile, gerçek olgu sayısını bugün için 20.000 civarında kabul edersek, 2010 yılında gerçek sayı 45.000 civarından aşağı olmayacaktır. Yine de, denetimsiz ve bugünkü hali ile yeterli önlemler alınmadan devam edilmesi durumunda ortaya çıkabilecek sayılarla, bu sayılar arasında büyük farklar vardır. Sayı, yüzbinlerden onbinlere düşürülebilecek gibi gözükmektedir.
TÜRKİYE, BU ÖNLEMLERİ UYGULAYABİLME KAPASİTESİNE SAHİP MİDİR?
Türkiye`nin, bu önlemleri kısmen de olsa uygulayabileceğini düşünüyoruz. Öncelikle devletin, HIV / AIDS`in Türkiye için önemine inanan kararlı ve cesur kadrolara yetki vererek, devlet politikası olarak bu kadroları desteklemesi gereklidir. Bunun mümkün olabileceğini düşünüyoruz. Mücadelenin en önemli unsurlarından birisi olan ekonomik desteğin de en azından bugün, Türkiye için büyük sorun olacağını sanmıyoruz. 400-500 civarındaki HIV / AIDS olgusunun sosyal güvencesi için 2 milyon USD, tanı ve tedavisi için de 5-6 milyon USD gerekecektir. Personel örgütlenmesi, tarama çalışmaları, eğitim ve tanıtım çalışmaları gibi tüm faaliyetlerin bugün için 50 milyon USD üzerinde olmayacağını düşünüyoruz. Konunun önemine inanılır ise, Türkiye bu harcamayı yapabilecek güce sahiptir. Yasal önlemleri düzenlemenin zor olmaması gerekir. Uygulamanın yerleşmesi ise zaman alacaktır, çünkü uygulamalar konusunda hem örgütlenmeye, hem yaklaşımların oluşmasına, hem de çeşitli kurumlar ve toplum kesimleri arasında bir toplumsal uzlaşma zemini sağlanmasına gerek vardır. Eğer Türkiye bu soruna bugünden ciddi olarak yaklaşmaz ve gereken önlemler zincirini devreye sokamazsa, ileride hem daha büyük çapta ekonomik yükler altına girmek, hem de boyutu hızla büyüyen toplumsal bir problemle boğuşmak zorunda kalacaktır.
27/11/2004 - Gelişim Tıp Lab
|