MENU Yararlı Bilgiler
Önemli Uygulamalar Check Up Programlarımız Kalite Çalışmalarımız Güncel Testler
Sağlık Sistemimiz
Gelişim Tıp Laboratuvarları
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

VİRAL HEPATİTLERDE TEMEL SEROLOJİK GÖSTERGELER
ÜLKEMİZDE VİRAL HEPATİTLERİN DURUMU
 
Ülkemizde, her yıl ortalama 15-20 bin dolayında viral hepatit olgusunun resmi ihbarı yapılmaktadır. Ancak gerçek olgu sayısının, bunun en az 10 katından fazla olduğu hesaplanmaktadır. Erişkin yaşa kadar, toplumumuzun % 90-95'i hepatit A infeksiyonunu geçirmiş durumdadır. Toplumumuzda viral hepatit B yüzeyel antijeni (HBsAg) taşıyıcılık oranı % 5 civarındadır. Bu hesaba göre, toplumumuzun 3 ile 4 milyon civarı HBsAg taşıyıcısıdır. Toplumumuzun ne kadarının hepatit C infeksiyonu geçirdiğini saptamak kolay değildir, ancak yapılan araştırmalarda anti-HCV pozitifliği de % 0.5-0.8 arasında bulunmuştur. Ülkemizde, hepatit B sıklığına paralel oranda, HBsAg pozitif olguların % 5 civarında da anti-Delta pozitifliği bulunmuştur. Çeşitli gruplar arasında yapılan çalışmalarda, anti-HEV ve anti-HGV pozitifliği de saptanmıştır.
Ülkemiz, bütün viral hepatit tiplerinin hatırı sayılır oranda görüldüğü bir ülkedir. Ancak bunlar içerisinde orta endemisite düzeyinde görülen hepatit B'yi, gerek sıklığı, gerekse de sonuçları yönünden ayrı olarak değerlendirmenin gereği vardır.
 
VİRAL HEPATİTLERİN ÖNEMİ

Son yıllarda, viral hepatitlerin ülkemiz açısından taşıdığı önem anlaşılmaya başlanmıştır. Hatta yer yer, viral hepatitlerin abartılı boyutlarda ele alındığını gözlemekteyiz.
 
Özet olarak;

• Fulminant hepatitlerin önemli nedenidirler.
• HBV, HDV, HCV kronik hepatitlerin ve sirozun başta gelen nedenleri arasındadır.
• HBV ve HCV ile hepatosellüler karsinoma arasındaki yakın ilişki, artık genellikle kabul edilen bir durumdur.
• İyileşme gerçekleşen olgularda bile, uzun süren hastalık nedeniyle çok yönlü ekonomik ve sosyal kayıplara neden olmaktadırlar.
 
VİRAL HEPATİTLER HANGİLERİDİR ?

Gerçekte birçok viral infeksiyon seyrinde, sistemik tutulum nedeniyle karaciğer de belirli oranda etkilenebilir ve farklı boyutlarda bir hepatit tablosu ortaya çıkabilir. Arbovirüslerden, kızamık, kızamıkçık, su çiçeği, Epstein Barr virüsü ve Cytomegalovirüs'e kadar birçok virüs, vücutta oluşturdukları değişiklikler yanında, hepatit de oluşturabilirler. Ancak belirtilen viral etkenlerin oluşturdukları değişiklikler, genellikle birincil olarak diğer organ ve dokular üzerinedir. Viral hepatit etkenlerinden asıl olarak kastedilen, birincil değişiklikleri ve etkiyi karaciğer hücreleri üzerinde oluşturan etkenlerdir ki, bunlar da Hepatit A virüsü (HAV), Hepatit B virüsü (HBV), Hepatit C virüsü (HCV), Hepatit Delta virüsü (HDV) ve Hepatit E virüsü (HEV)'dür. Bu beş virüs dışında Hepatit G virüsü (HGV)'nün varlığı da kanıtlanmıştır, ancak HGV'nün klinikteki önemi halen tartışılmaktadır.

Bunlar dışında da yine transfüzyon ile ilişkili bazı virüslerin hepatit nedeni olduğuna dair güçlü deliller saptanmıştır. Ayrıca Epstein Barr virüsü (EBV) ve Cytomegalovirüs (CMV) diğerlerine oranla, oluşturdukları genel infeksiyon tablosundan başka hepatit ağırlığı daha belirgin bir tabloya neden olmaktadırlar ve etiyolojide mutlaka hatırlanmaları gereklidir.
 
VİRAL HEPATİT DÜŞÜNÜLEN OLGULARDA ETKEN ARAŞTIRMASINI HANGİ SIRAYA GÖRE YAPIYORUZ?

İkterli bir olguda tablo viral hepatiti düşündürüyor ve öncelikle viral hepatit olasılığının dışlanması gerekiyor ise, viral hepatit etkenlerini de bir sıra dahilinde araştırmanın yararı vardır. Bu sıralamanın ölçütü de, o bölgede viral hepatit etkenlerinin görülme sıklığıdır. En sık görülen etkenden, daha az görülene doğru araştırma yapmaktayız. Çeşitli ülkelerde, hepatitlerin görülme oranları farklı olduğundan araştırma yaklaşımları da farklıdır. Örneğin ABD'de hepatit A, çocuk yaşlarda ülkemize göre daha seyrek oranda görülmektedir. Böyle olunca, erişkin yaşlarda da geçirilme olasılığı sürmektedir. Ülkemizde ise, hepatit A büyük oranda çocuk yaşlarda geçirilmektedir ve 25 yaş civarında, toplumun yaklaşık % 90'dan fazlası, hepatit A infeksiyonunu geçirmiş durumdadır. Bu nedenle, hepatit etkenlerini çocuk ve erişkin yaşlarda farklı bir sıralama ile araştırmak uygun olacaktır.

   Çocuk yaşlarda bu sıralama:

   1. Viral hepatit A
   2. Viral hepatit B
   3. Viral hepatit C
   4. Cytomegalovirüs (CMV)
   5. Epstein Barr virüsü (EBV)
 
araştırılması şeklinde olmalıdır. 25 yaş civarından sonra ise ilk olarak B hepatit araştırılmalı, sonuç alınamazsa A hepatit araştırılmalı, bundan da sonuç alınamazsa C hepatit yönünden araştırma yapılmalıdır. Daha sonra araştırma, CMV ve EBV infeksiyonu yönünden yapılabilir. Bunların da negatif bulunması durumunda, Hepatit E virüsü (HEV) ve Hepatit G virüsü (HGV) yönünden araştırma sürdürülebilir. Hepatitlerle ilgili araştırmalar en pratik, kolay ve ekonomik olarak serolojik göstergelerin araştırılması şeklinde yapılmaktadır. Bu nedenle, viral hepatitlerin araştırılmasında sık kullanılan serolojik göstergelerin klinik yönden değerlendirmesini bilmekte yarar vardır. Şimdi, viral hepatitlerin araştırılmasında kullanılan temel serolojik göstergeleri özet olarak inceleyelim.
 
VİRAL HEPATİT A SEROLOJİSİ
 
Sıklıkla kullanılan serolojik göstergeler anti-HAV IgM ve anti-HAV IgG'dir.
 
Anti-HAV IgM

Akut dönemdeki antikor yanıtıdır. Semptomların başlangıcından itibaren birkaç gün içinde pozitif olarak bulunur, bazen seyrek olarak antikor yanıtı gecikebilir. Halen rutin olarak kullanılan serolojik yöntemlerle anti-HAV IgM pozitifliği, 6 ay civarında saptanır, bu süre seyrek olarak 12 aya kadar uzayabilir. Bir kişide anti-HAV IgM' in pozitif olarak saptanması, o sırada akut bir hepatit A infeksiyonunun geçirilmekte olduğunu ya da yakın süre içinde geçirilmiş olduğunu düşündürür.
 
Anti-HAV IgG

Semptomların başlangıcından itibaren, yavaş yavaş titresi yükselen ve genellikle de yaşam boyu devam eden antikor yanıtıdır. Anti-HAV IgG' nin pozitif olarak bulunması, kişinin daha önceden hepatit A infeksiyonunu geçirdiğini ya da aşılı olduğunu (hepatit A yönünden) düşündürür. Anti-HAV IgG pozitifliği saptanması, aynı zamanda kişinin hepatit A infeksiyonuna bağışık olduğu anlamına gelmektedir.
 
VİRAL HEPATİT B SEROLOJİSİ 
 
HBsAg
 
HBsAg, hepatit B virüsü yapısında bulunan, protein yapısında yüzeyel antijendir. HBsAg pozitif bulunan bir kişi ya akut bir B hepatit geçirmektedir, ya kronik bir hepatit durumu sözkonusudur, ya da taşıyıcıdır. Kuşkusuz bu durumların hangisinin mevcut olduğu, ancak yapılacak araştırmalarla ortaya konulabilecektir. HBsAg pozitif bulunan bir kişide mutlaka viral replikasyonun da sürmekte olduğu sonucu çıkarılmamalıdır. Yapılan araştırmalarda, asemptomatik taşıyıcılarda HBsAg pozitif bulunduğu halde, infeksiyöz virüs partiküllerinin bulunmadığı gösterilmiştir. Böyle olgularda, hepatit B viral genomunun karaciğerde hepatositler içine tamamen ya da kısmen entegre olarak, karaciğer hücreleri tarafından HBsAg üretiminin sürdürüldüğü  düşünülmektedir.

HBsAg serumda, daha az sıklık ve konsantrasyonda da tükrük, süt, BOS, semen, vaginal sekresyon gibi vücut sıvılarında bulunmaktadır. Genellikle, hepatit B virüsü ile teması izleyen dönemde, inkübasyon döneminin sonuna doğru (25-225, ortalama 75 gün) henüz transaminaz düzeyinde artış olmadan ve ikter gibi semptomlar belirmeden 2-7 hafta önce serumda HBsAg' yi saptamak olanaklıdır. Aynı dönemde, infeksiyöz virüs varlığına, yani viral replikasyona işaret eden göstergeler (HBV-DNA, HBeAg) de kanda belirmektedir. Bu ilk dönemde, hastalık çok bulaşıcıdır. HBsAg' nin serumda pozitif olarak saptanmasından ortalama 4 hafta kadar sonra klinik hepatit tablosu ortaya çıkmaktadır. HBsAg, ortalama 3 ay civarında pozitif olarak saptanır, 3 aydan uzun süreli HBsAg pozitifliği genellikle kronik HBV infeksiyonu yönünden izlemeyi gerektirir. Olguların bir kısmında ise HBsAg' nin 6 ay, hatta 9 ay kadar pozitif saptandıktan sonra kaybolduğu da görülmektedir. Halen klasik olarak, HBsAg' nin 6 aydan uzun süreli pozitifliği durumunda, hastanın kronik hepatit ya da taşıyıcılık yönünden izlenmeye alınması önerilir.

Hepatit B infeksiyonu geçirenlerin yetişkinlerde % 90-95'inde HBsAg kaybolmaktadır, % 5-10 arasında kronik HBsAg taşıyıcılığı sürmektedir. Kronik HBsAg taşıyıcılığı infekte olan yeni doğanlarda % 90, bebeklerde % 50 ve çocuklarda da % 20 gibi yüksek oranlarda gerçekleşmektedir.
 
Anti - HBs

Normalde, HBsAg' nin kaybolmasından bir süre sonra, HBsAg' ye karşı oluşmuş antikorlar olan anti-HBs ortaya çıkar. Genellikle, hastalığın başlangıcından itibaren 3 ay kadar sonra anti-HBs belirir. HBsAg' nin kaybolması ile anti-HBs oluşumu arasında bir süre bulunmaktadır ki , ne HBsAg, ne de anti-HBs'nin pozitif olarak saptanamadığı bu döneme pencere dönemi=window periyod adı verilir. Bu dönemde akut hepatit B tanısını koydurabilecek tek serolojik gösterge, anti-HBc IgM pozitifliğidir. Bu süre, 2 hafta ile 1 yıl arasında değişebilir. Eğer anti-HBc IgM bakılmaz ise, akut hepatit B infeksiyonu gözden kaçırılabilir. Anti-HBs, normal koşullarda bağışıklık ve iyileşmeyi gösterir. Çoğu kişilerde yaşam boyu kalıcıdır. Anti-HBs ile birlikte anti-HBc IgG' nin de birlikte pozitif olması hepatit B sonucu geçirilen bağışıklığı, yalnızca anti HBs pozitifliği ise aşılama sonucu gelişen bağışıklığı gösterir. Ayrıca, HBsAg taşıyıcıların % 10-40'ında da düşük titrede anti-HBs saptanabilmektedir. Bu durumun, açıklıkla bilinmemekle birlikte farklı subtiplerle aynı zamanda infeksiyon gelişmesine bağlı olduğu düşünülmektedir. Ayrıca, immunkompleks gelişimi, artrit ve raş tablosu görülen hastalarda, HBsAg pozitifliği ile birlikte % 10-20 civarında olguda farklı düzeylerde anti-HBs oluşumu gözlenmiştir.
 
Anti-HBc IgM ve Anti-HBc IgG

Hepatit B core antijenine karşı oluşan antikorlardır. Anti-HBc IgM ve IgG, semptomların başlaması ile ortaya çıkmaktadır. Anti-HBc IgM pozitifliği, ortalama 4-8 ay kadar sürmektedir, daha sonra yerini anti-HBc IgG' ye bırakır. Anti-HBc IgG yıllar boyu, genelde yaşam boyunca pozitif olarak saptanmaktadır. HBsAg taşıyıcılarında genellikle anti-HBc IgG yüksek titrede devam etmektedir. Anti-HBs pozitifliği ile birlikte, anti-HBc IgG' nin düşük titrelerde pozitif olarak bulunmasını çok eskiden geçirilmiş hepatit B infeksiyonuna bağlayan görüşler vardır. Yukarıda da belirtildiği gibi, HBsAg kaybolmuş, ancak anti-HBs de henüz oluşmamış olan pencere dönemindeki akut hepatit B olgularında hastalığın tanısını koydurabilecek tek serolojik gösterge anti-HBc IgM'dir.

Anti-HBc IgM'nin akut hepatit B döneminden sonra da ısrarlı olarak pozitif olarak devam etmesi, hastalığın kronikleşmesi yönünde şüphe doğurmaktadır. Kronik HBV infeksiyonunda da, düşük titrede anti-HBc IgM pozitifliği saptanabilir.
 
HBeAg ve Anti-HBe

HBeAg, virüsün core'u içinde bulunan, solubl bir antijendir. Bu nedenle, serumda saptanabilmektedir. HBeAg, HBsAg ile yaklaşık aynı dönemde belirir ve yaklaşık 10 hafta kadar pozitif olarak saptanır. HBsAg'den daha önce kaybolur. HBeAg pozitifliğinin devam etmesi, hastalığın kronikleşeceği yönünde ön bulgulardan birisidir. HBeAg, viral replikasyonun sürmekte olduğunu ve infektiviteyi gösterir.
 
Normalde HBeAg' den anti-HBe' ye dönüşüm, iyileşme belirtisi olarak kabul edilmektedir. Ancak son yıllarda yapılan bazı araştırmalarda, HBeAg negatif ve anti-HBe pozitif bulunan bazı olgularda serokonversiyon varlığına rağmen, PCR ile HBV-DNA pozitif olarak bulunmuştur. Anti-HBe serokonversiyonuna rağmen vireminin devam etmesi, pre-kor bölgesindeki bazı mutasyonlara bağlanmaktadır.
 
Hepatit B Viral DNA (HBV-DNA)

Son dönemde, hepatit B'nin kronikleşme seyri hakkında daha açık bir fikre sahip olma gereksinimi başta olmak üzere, hepatit B tanısı ile ilgili çeşitli durumlarda HBV-DNA araştırılmaktadır. Bulguların ısrarlı olarak hepatit B'yi düşündürdüğü, ancak HBsAg negatif bulunan örneklerde HBV-DNA bakılabilir. HBsAg negatif, anti-HBe pozitif olan, ancak ALT düzeyi yüksek seyreden olgularda HBV-DNA bakılabilir. Ayrıca, interferon uygulanan hastalarda, tedaviye yanıtın izlenmesi ve doz ayarlaması amacıyla, HBV-DNA düzeyi bakılması gerekmektedir. HBV-DNA tayini hibridizasyon ya da PCR (polimeraz chain reaksiyonu) yöntemleri ile yapılmaktadır. PCR yöntemi daha duyarlı olup, teorik olarak ortamdaki tek bir genomun bile ölçümünü sağlama yeteneğindedir. PCR yöntemi ile, HBV-DNA miktarı defalarca çoğaltılarak, ölçülebilir düzeylere ulaştırılmaktadır. Son aşamada hibridizasyon kullanılır ise, PCR'ın duyarlılık düzeyi çok daha yükselmektedir.

HBV-DNA'nın pozitif bulunması, esas olarak aktif virüs ve replikasyon varlığı anlamına gelmektedir.

Son dönemde, PCR gibi teknikler ile, replikatif fazdaki aktif ve komple DNA yerine yer yer çeşitli inaktif DNA parçacıklarının da ölçüme tabi tutulduğu ve bu nedenle, her HBV-DNA pozitifliğinin replikasyon anlamına gelmediği görüşü ileri sürülmektedir. Bu konudaki ileri araştırmalar ve tartışmalar halen sürmektedir.
 
VİRAL HEPATİT B'DE KLASİK TABLOLAR DIŞINDAKİ SEROLOJİK BULGULAR

Buraya kadar anlatılan tablolar çoğunlukla gözlediğimiz klasik tablolar idi. Ancak, her zaman bu şekilde seyreden klasik gidişi gözleyemiyoruz. Hem kişiye ait immun yanıttaki faktörlere bağlı olarak, hem de son yıllarda daha ileri tanı tekniklerinin de gelişmesiyle, klasikleşmiş tablolar dışında serolojik seyirlere de rastlamaktayız. Atipik serolojik seyirlerin oranının, kabaca % 10 civarında olduğu söylenebilir. Bunları başlıca aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:
 
Tek Başına HBsAg Pozitifliği

Seyrek görülür. HBsAg (+) serum transfüzyonu yapılanlarda görülebilir. Hepatitin erken döneminde de kısa süreli saptanabilir. Ancak izleyen dönemde kısa sürede anti-HBc IgM ve HBeAg' nin de pozitifleşmesi beklenir. Bu durum gerçekleşmiyor ise, testin güvenilirliği gözden geçirilmelidir. Zaten farklı ticari kitlerde, HBsAg testlerinde yaklaşık % 1 civarında yalancı pozitiflik seyrek olmayan bir durumdur.
 
Tek Başına Anti-HBs Pozitifliği

Aşılananlarda, hepatit B hiperimmunglobulini uygulananlarda, ya da kan veya kan ürünleri uygulananlarda görülebilir. Ayrıca, hiç aşılanma öyküsü olmayanlarda da görülebilir. Bunların, viremi ve replikasyon mevcut olmayan, yalnızca HBsAg pozitifliği bulunan başka bir kişiye ait bir materyal ile temas sonucu aşı gibi antijenik uyarı alarak ortaya çıkabileceği düşünülmektedir.
 
HBsAg Negatif Bulunan Hepatit B Olguları

Araştırmalarda, HBsAg negatif bulunan bazı olgularda, diğer tüm serolojik göstergeler de negatif olmasına rağmen, PCR ile HBV-DNA pozitif olarak bulunmuştur. Bu serumların inoküle edildiği şempanzelerde hepatit ortaya çıkmıştır. Bu durum, kan transfüzyonları yönünden önemlidir. Çünkü HBsAg negatif bulunan birtakım kanların verildiği olgularda, diğer tüm göstergeler de negatif olmasına karşın, hepatit B infeksiyonu ortaya çıkmaktadır. Bu tür olguların ileri araştırmalarında, HBV-DNA pozitif olarak bulunmuştur.
 
Tek başına Anti-HBc Pozitifliği

Bu durumdaki kişilerde diğer antikorları sentezlemede bir eksiklik sözkonusu olabilir. Bu durum, bir transfüzyon sonucu ortaya çıkabilir. Ya da yalancı pozitiflik sözkonusu olabilir. Ancak tek başına anti-HBc pozitifliği durumunun pek de seyrek olmadığını, yaklaşık % 10 civarında olguda bu durumun görülebildiğini söylemek mümkündür.
 
Anti-HBs Oluşmuş Kişilerde Tekrardan HBsAg' nin Ortaya Çıkması

Ender görülen bir durumdur. Akut viral hepatit B geçirmiş ve bağışıklık oluşmuş kişilerde, çoğunlukla immunosupresyon uygulanan durumlarda anti-HBs kaybolmakta ve HBsAg  tekrardan ortaya çıkmaktadır. Bu durum, hepatit B viral DNA'sının bazı hücrelerde saklı kaldığı ve uygun ortamı bulunca tekrardan replikasyona başladığı şeklinde yorumlanmaktadır.
 
Anti-HBs (+), Anti-HBc (+), HBV-DNA (+) Olgular

Hepatit B geçirildikten sonra ve anti-HBs oluştuktan sonra, 5 yıl sonra bile HBV-DNA' nın pozitif olarak bulunduğu bazı olgular saptanmıştır. Çok seyrek olmakla birlikte, anti-HBs pozitifliği durumunda da HBV-DNA pozitifliği gözlenebilmektedir. Ancak böyle bir tablonun nedenleri ve pratikte ne sonuçlara yolaçabildiği henüz netlik kazanmamıştır.
 
VİRAL HEPATİT C SEROLOJİSİ

Viral hepatit C araştırması için günümüzde en yaygın olarak kullanılan yöntem antikor araştırılmasıdır. ELİSA temeline dayalı yöntemler geliştirilmiştir. İlk olarak geliştirilen birinci kuşak ELISA testleri, duyarlılığı düşük olan testlerdir ve artık kullanılmamaktadırlar. Bugün için rutinde kullanılan testler, ikinci ve üçüncü kuşak ELISA testleridir. Bu testler ile anti-HCV, inokülasyondan yaklaşık 6-8 hafta sonra pozitif olarak saptanabilmektedir.

Anti-HCV ELISA testleri, genelde kontrol ve tarama için yeterli özellik taşıyan testlerdir. Bu testlerde % 1 civarında yalancı pozitiflik gözlenebilmektedir. Ancak bu testlerin kan bankalarında yerleşimi sonucunda, transfüzyon hepatitlerinde önemli oranda düşüş sağlanmıştır.
 
HCV-RNA

Serum veya plazmada hepatit C virüsü RNA miktarı saptanmaktadır. Hepatit C infeksiyonlarının tanısında, ELISA ile anti-HCV tarama testleri, kolay ve pratik olmaları nedeniyle oldukça yararlı  sonuç vermekle birlikte, tanıda yetersiz kaldıkları durumlar sözkonusudur. Bu nedenle, hepatit C virüsüne ait nükleik asidin (RNA) araştırılması yararlı olacaktır. Diğer taraftan hepatit C ile ilgili kültür olanağının, antijen saptamanın ve etkeni direkt olarak mikroskopik olarak görebilme olanağının bulunmaması, zaten HCV-RNA'yı etken virüse ait tek direkt tanı aracı durumuna getirmektedir.

HCV-RNA, şu durumlarda yararlı olmaktadır:

• Hepatit C infeksiyonunun başlangıç, akut döneminde henüz serokonversiyon oluşmadığı için, anti -HCV negatif olarak sonuç vermektedir. Bu durumda, hepatit C olgularını tanıma yönünden en etkin araç, HCV-RNA tayini olacaktır.
 
• İmmünsuprese bireylerde de anti-HCV negatif sonuç verebilmektedir. Bu durumdaki kişilerde de HCV-RNA tanı için gereklidir.

• ELISA ile anti-HCV testi pozitif bulunan kişilerde vireminin var olup olmadığı HCV-RNA bakılması ile anlaşılabilmektedir. Çünkü anti-HCV hem geçirilmiş infeksiyonlarda, hem de aktif viral replikasyonda pozitiftir   ve yalnızca anti-HCV bakılması ile replikasyonun var olup olmadığı anlaşılamaz.

• HCV' e bağlı olarak gelişen kronik viral hepatitlerde, uygulanan tedavilerin etkinliğinin izlenmesi ve doz  ayarlamasının yapılabilmesi için de HCV-RNA bakılması ve kantitatif tayin yapılması gereklidir.
 
Bu arada, şu noktayı belirtmekte yarar vardır. HCV-RNA testleri PCR alanında teknik olarak oldukça problemli testlerdir. Kontaminasyondan sıklıkla etkilenen, standardizasyonu zor testlerdir ve sıklıkla tekrar gerektirebilirler. Bu nedenle de, laboratuvarı sıklıkla zor duruma düşürebilirler. Ayrıca, vireminin dalgalanma gösterebileceği ve farklı zamanlarda farklı sonuçlar alınabileceği de unutulmamalıdır. Testlerin, aralıklı olarak yinelenmesinin yararı olacaktır.
 
DELTA HEPATİT SEROLOJİSİ

Hepatit Delta virüsü (HDV), ancak HBsAg varlığında çoğalabilen defektif bir RNA virüsüdür. Gerçekte, tam bir virüs özellikleri göstermemektedir. HDV'nin kılıfını, HBsAg oluşturmaktadır. Dolayısıyla, organizmada HBsAg olmadığı zaman, HDV işlevsiz kalacaktır.
 
Hepatit Delta Virüsü-Hepatit B Virüsü Koinfeksiyonu

Bu durumda, akut olarak sürmekte olan hepatit B ile birlikte, akut Hepatit Delta Virüsü (HDV) infeksiyonu sözkonusudur. HDV alımını izleyen 2-12 haftalık inkübasyon periyodunun sonlarına doğru ve hastalığın başlangıç döneminde serumda HDV Ag saptanabilmektedir. Aynı dönemde, serumda hibridizasyon ve PCR yöntemleri ile HDV RNA da gösterilebilir.
 
Anti-Delta IgM: Etkenin alınmasından yaklaşık 4-6 hafta sonra ve klinik belirtilerin başlangıcında pozitif olarak bulunur. ELISA yöntemi ile saptanabilen anti-HDV IgM pozitifliği kısa sürelidir ve 2-4 hafta içinde kaybolur.

Anti-Delta IgG: Anti-Delta IgM' i izleyerek yükselir, daha uzun süreli olarak pozitiftir. Pozitifliği yaklaşık 6 ay kadar sürer.

Anti-Delta Total (Anti-Delta): Rutinde genelde kullanılan test budur. Anti-Delta IgM ve IgG' yi birlikte içerir.

HDV + HBV koinfeksiyonu sırasında, HDV'nin HBV replikasyonunu baskılayabilmesi nedeniyle HBsAg kaybolabilir. Bu durumda koinfeksiyon tanısı, Anti-HBc IgM pozitifliği ile birlikte, anti-Delta pozitifliğinin saptanması ile konulabilmektedir. Koinfeksiyonda sık gözlenen bir durum da, bifazik ALT yükselmesidir.
 

Hepatit Delta Virüsü Süperinfeksiyonu

HBsAg taşıyıcıları ve HBsAg pozitif kronik karaciğer hastalığı olanlarda görülür. HDV'nin alınmasını izleyen dönemde önce anti-HDV IgM, daha sonra da anti-HDV IgG titresi yükselir. Serumda HDV Ag ve HDV RNA da saptanabilir. HBsAg pozitif olarak devam ettiği için, bu olguların çoğunluğu (% 70-95) kronikleşir. Kronikleşen olgularda HBsAg, HDV RNA, anti-Delta IgM ve anti-Delta total pozitiftir. Kronik HDV İnfeksiyonu HBsAg pozitif olan olgularda ortaya çıkar. 6 aydan uzun süreli HBsAg pozitifliği yanında, yüksek titrede anti-Delta varlığı tanıya götürür. HDV RNA ve karaciğer dokusunda HDV Ag' nin saptanması, tanıyı güçlendirir.

Anti-Delta IgM, koinfeksiyon olgularında yüksek titrede ölçülür. Kronik infeksiyonda ise düşük titrede devam eder.

Anti- Delta (total), çoğunlukla IgG'den oluşur. Süper infeksiyonda ve kronik delta hepatitinde titresi yüksektir.

HDV Ag karaciğer dokusunda, hepatosit nükleusu içinde immünfloresan ve peroksidaz gibi boyama yöntemleri ile saptanabilir ve kronik Delta hepatiti için iyi bir tanı aracı olabilir.
 
HDV RNA, moleküler hibridizasyon yöntemleri ile saptanabilir. HDV RNA tayini immun sistemi baskılanmış bireylerde tanıda yararlı olabilir. Ayrıca akut infeksiyonlarda iyileşme kriteri olarak değerlidir. Kronik infeksiyonlarda ise tedaviye yanıtın izlenmesi yönünden yararlıdır.
 
VİRAL HEPATİT E SEROLOJİSİ

Viral hepatit E virüsü, hepatit A virüsü gibi fekal-oral yoldan, daha çok kontamine içme suları ile bulaşan ve kitlesel salgınlara neden olan bir virüstür.

ELISA ile serumda HEV IgM ve HEV IgG antikorlarını aramak mümkündür. İlk oluşan antikorlar, anti-HEV IgM' dir. Daha sonra anti-HEV IgG oluşur. Anti-HEV IgM, genellikle 6 ay içinde kaybolur. Anti-HEV IgG ise daha uzun süreli olarak kalıcıdır. Ancak anti-HEV IgG pozitifliğinin de ne kadar süreli olarak kalıcı olduğu tam olarak bilinmemektedir.
 
Hepatit E infeksiyonu tanısı için anti-HEV IgG bakılması yeterlidir.
 
HEV RNA, dışkı ve serum örneklerinde PCR ile aranabilir. Pozitifliği, akut infeksiyon yönünden ve vireminin gösterilmesi açısından değerlidir.
 
HEPATİT G VİRÜSÜ (HGV) SEROLOJİSİ

Son yıllarda, transfüzyon ile ilgili hepatit etkenlerinden birisi olarak tanımlanmıştır. Hepatit G Virüsü (HGV), genomik yapı olarak HCV'ye kısmen benzerlik gösteren bir RNA virüsüdür.

HGV'nin patojenitesi tartışmalıdır. Tek başına da hepatit oluşturduğuna dair bazı bildirimler vardır. HCV ile birlikte olan HGV infeksiyonlarında, biyokimyasal ve klinik bulgularda  ve kronikleşme oranında tek başına HCV infeksiyonuna göre bir farklılık saptanmamıştır. Ayrıca, kronik B ve C hepatitli hastalarda görülen HGV infeksiyonunun klinik bulgular, karaciğer fonksiyon testleri ve karaciğer histopatolojisine bir etkisinin olmadığı gözlenmiştir.

Çeşitli çalışmalar, HGV'nin tek başına karaciğer patolojisine neden olmadığı yönünde bulgular vermektedir. HGV'nin kronik hepatit, siroz ve hepatosellüler karsinomaya neden olduğuna dair bir kanıt da bulunamamıştır.

HGV infeksiyonunu saptamak için, HGV zarf proteini E 2' ye karşı antikor araştıran ELISA testleri geliştirilmiştir. Anti-HGV (E 2) oluşmasıyla, bağışık yanıt geliştiği ve bir yıl civarında sürede HGV viremisinin kaybolduğu düşünülmektedir. Antikor oluşmayanlarda ise virüsün temizlenmediği düşünülmektedir.

PCR yöntemi ile HGV RNA araştırılması da tanıda kullanılan bir yöntemdir. Bu testin halen, standardizasyon ve yüksek oranlı yalancı pozitiflik sorunları vardır. HGV RNA pozitifliğinin, kronik seyirli bir infeksiyon bulgusu olabileceği düşünülmektedir. HGV RNA, diğer kronik viral hepatit etkenleri ile yüksek oranda birlikte bulunmaktadır. Kronik C hepatit olgularının yaklaşık dörtte birinde, kronik kriptojenik hepatitlerin ise yaklaşık sekizde birinde HGV RNA pozitif bulunmuştur.
 
Halen, Hepatit G Virüsü'nün ne oranda patojen olduğuna dair araştırma ve tartışmalar sürmektedir.